Gizlilik

II. ULUSLARARASI YUNUS EMRE SEMPOZYUMU

BİLDİRİ ÖZETLERİ

DÖVENE ELSİZ SÖVENE DİLSİZ OLMAK

                                                                                              Prof Dr. Mehmet DEMİRCİ

 

Döğene elsiz gerek söğene dilsiz gerek

Derviş gönülsüz gerek sen derviş olamazsın

Yukarıdaki mısrâlarda Yunus’un tevhid inancından kaynaklanan engin insan sevgisi dikkati çeker. Karşısındakinden zarar ve hakaret görse de olgun insanın, kimseye kırıcı davranmaması ve gönül koymaması isteniyor. Atasözünde ifâde edildiği gibi "İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik ise er kişinin kârıdır."   Yûnus sevgi dolu gönlüyle "er kişi" yâni olgun kişi olmayı tavsiye ediyor.

Bir de şu var: Elsiz ve dilsiz olmak, dayak yerken veyâ hakarete uğrarken karşılık vermemek, kendini savunmamak ve kör bir tevekkülle eli kolu bağlı oturmak demek değildir. Elbette insanca ve medenîce mukabele gerekir. Bu mısrâlarla denmek istediği şudur: Kendini savunur ve kötülüğe mukabele ederken elsiz ve dilsizmişçesine, gaddarca olmaksızın davranmalısın. Karşındaki insanın kötü hâline sen de iştirak etmemelisin. Hele ki uğradığın zararı ondan bilmek gafletine düşerek gönül koymaya kalkmamalısın.

Beytin tasavvufî izahına göre fail-i hakikinin Allah olduğunu inanan kimse, vasıtalara kızmaya kalkışmaz.

mehdemirci@hotmail.com

 

YUNUS EMRE’NİN ŞİİRLERİNDEKİ ESTETİK TEMEL

                                                                                                PROF. DR. FİKRET TÜRKMEN

   Büyük şairler, yaratıcılıkları, derin ve geniş düşünceleri , daha da önemlisi, orijinal buluşlarıyla yol gösterirler. Geriden gelenlere kılavuzluk edip iz bırakırlar. Bazıları da yeni bir çığır açar, zamanı ve mekanı aşarak ölümsüzleşirler. Bu şairler içinde bir grup vardır ki toplumda ayna vazifesi görür ve olayları olduğu gibi aksettirirler, bir başka grup ise çağdaşlarını geride bırakır, yeni ufuklar  keşfeder, o zamana kadar söylenmemişleri söyler. Araştırıcıları genellikle bu san’atkarların yaşadıkları çevreyi canlandırır ve san’atçıyı bu çevrenin insanı olarak düşünürler. San’atçı istese de istemese de çevresinin etkisinde kalır. Çevresi hakkında yeterli bilgi sahibi olunmazsa o zaman devreye efsaneler ve menkıbeler girer. Böyle şairler için araştırıcının yapacağı ilk iş şairin eserlerine başvurmak ve çağdaşlarıyla karşılaştırma yapmak olacaktır.

   Yunus Emre’yi incelemek de aynı metodu uygulamakla mümkündür. Önce yaşadığı dönemdeki sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal durumuna bakmak, sonra da Yunus’un şiirlerindeki estetik sırları çözmek yolu izlenecektir.

   Sosyolojik açıdan kanlı ve yoklukla kıvranan, huzursuzluk girdabında bocalayan bu çevrede Yunus teselliyi maddi alem yerine mistik alemde yani tasavvufta aramıştır. Dünyanın boş olduğunu ve vefasızlığını anlamış gerçek mutluluğun “Varlıkta Birlik” inancında teselli bulmuştur. Bu durum çağdaşları için de aynıdır. Yunus’u büyük kılan, onlardan ayıran, onun estetik sırrı, ufkunun genişliğinde yaradılıştan gelen yeteneğinde, insan ve dünya sevgisinde ve gerçeği-gerçek varlığı, tanımasındadır.

   Zahiri bilgiler, eğer “basiret başarı ile” görülmemişse yani irfanla perçinlenmiş ise Yunus’un deyişiyle ham sofudur.

   Daha sonraki yüzyıllarda (XV.)Şah İsmail Hatai’nin

  “Küfür her mezhepte küfür / Küfür bizde iman olur”

diye ifade ettiği “küfrün iman olması” yani iyi veya kötünün, varlık veya yokluğun aynı olması fikri Yunus tarafından çok daha önce şöyle ifade edilmiştir.

İlm ü ameli bırak, küfr ü imanı oda yak / Mansurleyin “Enelhak” dimeklüge er gerek.

Yunus ile Tabduk Emre, Yunus ile Mevlana ilişkileri O’nun yaratıcılık yeteneklerini nasıl geliştirmiştir? Bu sorunun cevabını da verdiğimiz zaman Yunus’un estetik sırrını biraz daha açmış olacağız.

Yunus’un dilindeki sırrın temelinde ise, kısalık, halkın anladığı şekilde dolambaçsız söyleme ve en önemlisi de ,kelime dizini ile anlam dizisindeki  paralelliktir.( Baltacıoğlu s.51)

Bildirimizde Yunus’un estetik sırlarının sadece san’atı ile açıklanamayacağı, O’nun ahlak, O’nun tasavvuf anlayışı, O’nun insan ve aşk algısı gibi başka yönlerinin de incelenerek anlaşılabileceği üzerinde durulacaktır.

YUNUS EMRE, AHMED YESEVİ VE BAŞKA TÜRKİSTAN ŞAİRLERİNDEKİ ORTAK YÖNLER

                                                                                                                   Tahir KAHHAR

Bildiride Y.Emre, A. Yesevi divanlarındaki, Süleyman Bakırğani, Sofi Allahyar kitaplarındaki ortak yönleri, özellikle Gönül, Nefs ve onlara bağlı dini, milli, ahlaki fikirleri ortaya koymaya çalışacağız. Konu ‘‘Yunus Emre Divani’’ (Ankara 1991),   ‘‘Divan-i Hikmet’’ (Kazan 1904, Taşkent 1992), ‘‘Bakırğan Kitabı’’ (Kazan 1898. Taşkent 1991), ‘‘Sebat ul acizin’’ (Taşkent 1886 ve Taşkent 1991) kitaplarına dayanarak ele alınacaktır. Yesevi ve Yunus`un ilk tedkikatçıları Türkiyeli F. Köprülü ve Türkistanlı A. Fitret`in görüşlerindaki konuyla ilgili bazı ortak veya farklı taraflar da açıklanacaktır.

  Gelişme. Yunus şiirlerinde Gönül-Çalap`ın tahtı, ‘‘Rahmani ve şeytani kuvvetler’’, nefs ığvaları kaynayan bir cihandır. Sabr, Kanaat çerikleri savaşan bir meydandır. Yesevi ise, Allah didarini arzu edersen, gönülü saf kıl, o derbar-Allahin sarayı olacak, diyor. Yunus,  ‘‘Dost yağmalar can şehrini, alır gönül kalesini’’,   ‘‘Gönül gözü bidar durur, her kanda baksam yar durur’’, (s.234) ‘‘Gönül gözü uyur iken aşk neylersin senin ile’’,    ‘‘Yunus, sen nefsini müslüman sanma’’, ‘‘Ölmezden önden ölmedin, aşk neylesin senin ile’’ (s.233) derken, insan yaşarken, nefsini öldürmesi, yani yenmesi, ona hakim olabilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Nefsin bir sıfatı kibirdir. Nefsine yenilmiş bir alim ya memur mağrurluğunun kurbanı olabilir: ‘‘İlm ü amele olmağıl mağrur, Hak kabul etti kefen soyanı’’ (s.353) derken, Yunus evrensel bir düşünceyi ortaya koymaktadır: ‘‘Cümle alemin gönlünde vardır onun muhabbeti, Onu candan sevmeyenin bilkim, imanı taş oldu’’ (s.238). İşte imansız, dinsiz insan zalim olur, Allahın evini-cümle alemin gönlünü viran etmeye yönelecektir. Gönül mi yeğ, Kabe mi yeğ, ayıt bana aklı eren, Gönül yeğdir, zira ki Hak gönülde tutar durağı’’ (s.245), ‘‘Yüz Kabe`den yiğrektir bir gönül ziyareti’’ (s.253) Yesevi, gönlü katı-gönlü taş ahaliden kaçtım, gönlü bütün, yani dertsiz, aşksız insanlardan bıktım, diyor. Gönlü sınuk, yani gönlü kırılmış, Allah yolunda her zaman dert çekenler, gönlü bütün imansızlara, zalımlara karşı mücadele veren aşıklardır, dervişlerdir. Yesevi`de de nefs öyle talkın etiliyor. Onun en yaygın fikri şu: ‘‘Kul Hocahmad, kırkka kirding, hafsıngnı kırk!’’ (s.62) yani, kırk yaşındasin, nefsinin başını kes. Nefsim beni çok koşturdu, Haka bakamadım, tevbe etemedim, ağlayamadım... Gönlüm bu haram dünyadan ayrılamadı, nefsimi eğemedim, Allaha bakamadım. Nefs yolunda yoruldum, isyan içinde kaldım. Nefs şeytan esir etti Adem oğlun... Elliğimde ermen dedim, felim zaif, Nefsim için bir it gibi koşuyordum... diyor Yesevi. Yiğitlik itlik anlamında bir söz var Özbekçede. Eshab-i Kehf `da, Yedilerle mağaraya sığınan it de nefsin tımsalıdır.  Yesevi, nefs zalimdir, gerçek aşıklar onu terkeder, Allah diyor, hayatını aşka, imana sarılmakta bulacak, diye tekidlemektedir. `

  Süleyman Bakırğani hikmetlerinden birinde, ‘‘Nefsim aytur, bu dünyanın mülkün bulursem, Hıtay, Kırğız, Kıpçak, Hindni alırsam,.. Ruhum aytur, din işini yahşı kılıb, Ezgü, yavuz cümlesini Rabdan bilib, geçe, gündüz savt-u salat etayın der’’ (s.26) diye, nefsden kurtulmak için aşk atına binerek ondan kaçmak ve erenlere ulaşmak yolunu tevsiye etmektedir.

Sofi Allahyar ise, ‘‘Agar saksanga umrıng yetsa saksan’’, yani seksen yaşda isen de, eğer nefsin istediğini yaparsan, bir seksen, köpeksin diyor. ‘‘Riyazet bendile bağla ayağın, Eksitme başından takva değneğin’’(s.99)   derken, insan nefsinin yönetmeni olması lazımlığını vurgulamaktadır. 

Yunus, “Batını arştan ulu dervişler” diyor. Dört kitabı okusan da, dervişi sevmezsen, didara erişemezsin, diyor. (s.250) Yesevi, Erenler cemal görer dervişler sohbetinde, Avam gelse has olur dervişler sohbetinde, Taş gelse altın olur dervişler sohbetinde, diyor. (s178) Zaten, derviş adamların yükünü götürür, başkaya yük koymaz, yük olmaz. (Reşahat)

Yunus, ilm ilm bilmektir, ilm kendin bilmektir, diyor, Yesevi, ilm iki çeşittir, ten ve canın rehberidir; can alimi Allah çok yakın durur, ten alimi zalimlere benzer, diyor.(s.47) Kuran okup, ona uymayan emelsiz, yalancı alimdir, diyor. Bildiride bu nuktalar geniş açıklanacaktır.

  Sonuç. Yukarıdaki şairler İnsan ve onun iki dünyadaki hayatı meselelerini evrensel tarzda öğrenmişler, eserleirnde halklara öğretmişler. Bin bin yıllardır insan maddi yaşamı için evler, şehirler, gemiler, uçaklar, roketler yapmaktadır. Can, gönül, ruh yaşamı için Yesevilerin, Yunusların yarattığı o eserler de çağımızda yangız Türklerin değil, bütün insaniyetin manevi hayatının şekillenmesi ve gelişmesinde hizmet etmekte ve edebilir. Onların bize çağdaşlığı, ehemiyeti bundadır.    

Anahtar kelimeler: Yesevi, Yunus, gönül, nefis, can ve ten yaşamı, ortak yönler

YENİ BİR TOPLUM VE MEDENİYET İNŞASININ TEMEL KODLARI VE YUNUS EMRE

                                                                                                                                         Mustafa ARSLAN

Toplum ve medeniyetlerin inşasında insanın en temel eylemi, kendisi ve dış dünya ile arasına koyduğu bilinçli mesafedir. İnsan bu sayede her şeyi anlamlandırır ve düzene koyar. Bu bilinçli mesafe aynı zamanda geçmişten geleceğe uzanan bir bilme ve kimlik kazanma durumunu ortaya çıkarır. Geçmişin ve içinde bulunduğu anın düşünce ve bilgi kaynağından beslenen insan, evren içinde kendisine ve çevresine ilişkin belirlediği koordinatlarla değişip gelişerek tarihsel süreklilik ve kendine haslık kazanır. Toplumsal kimliğin ve kendine has medeniyetlerin ortaya çıkışında, kazanılan bilginin sosyal yapıda dolaşımını sağlayan kişiler önemli bir yere sahiptirler. Onlar, toplum vücudunun kalbidirler. Fikirleri ve yaptıklarıyla en kılcal damarlara kadar hayati fonksiyonları pompalar ve toplumun sağlıklı yaşamasına katkı sunarlar. Onlar, bilgedirler, şairdirler, sanatçıdırlar, aynı zamanda bir mütefekkir ve mütezekkir kişiliktirler. Onları bir kahraman haline getiren, mensubu bulundukları toplumla aynı değerler meydanında buluşmuş olmalarıdır, halkla bütünleşmeleridir. İşte bu şahsiyetlerden biri de Yunus Emre’dir.

İçinde yaşadığı bunalım çağının bütün olumsuzluklarını görüp, yüreğinin derinliklerinde hissederek, mensubu bulunduğu İslam Dini ve tasavvuf düşüncesinin bilgi kaynağından aldığı temel ve evrensel değerleri Türk dili ve düşüncesi çerçevesinde şekillendirmiş ve yaşadığı ömür zarfında toplumsal bir fert olarak üstlendiği işlevleri yerine getirmiştir. Ayrıca, sanatkârane bir üslupla kullandığı Anadolu Türkçesi’nin müstakil bir yazı dili olarak kuruluşunda çok önemli bir rol oynamıştır. O, yaşadığı sosyo-kültürel bağlamda kendi “bireysel bütünlüğü” için gerekli olan donanımları tekke kültür çevresinden edinip, birlik ve beraberlik idrakini yaşayan ve “toplum-ı kâmil”e ulaşma arzusuyla yaşatmaya çalışan, sadece çevresindekilere değil kendinden sonraki nesillere ve bütün insanlığa örnek teşkil eden ölümsüz bir şahsiyettir. Onun eserlerinde derin anlam alanları oluşturan kültürel kodların belirlenmesi ve tahlili, onu ve devrini anlamaktan öte günümüzde yaşanan çeşitli problemlere ışık tutmak için gereklidir. Bildiride Yunus Emre’nin eserlerindeki kodlar, ortak bellek, toplumsal kimlik ve tarihsel süreklilik açılarından ele alınıp değerlendirilecektir.

Anahtar kelimeler: Toplum, Medeniyet, Kültürel Kod, Yunus Emre

YUNUS  ŞİİRİNE  UYGUN BİR NAZARİYAT ARAYIŞI

                                                                                                 Prof. Dr. Osman BİLEN

Dil sanatlarından biri olan şiirin kendine has bir gelişme seyri olmuştur. Şiirin,  dilin günlük kullanımından ve düz anlatımdan ayrılarak kendine özgü bir ifade mecrası oluşturması ziyadesiyle kapalı kalmış bir konudur. Dili kullanış tazı ve üslubu bakımından şiiri farklı kılan şekli değil, muhtevası, yani hakikatle ilişkisidir. İşlevi itibariyle dilin kullanımı ya bildirimde bulunur, ya da inşa eder.  Vaki olanın ya da hedeflenen bir durumun bildirmesinde düz anlatımın uygun bir ifade tarzı olduğuna dair yaygın bir kanaat  vardır. Mevcut şiir kuramları şiir dilinin bu ihbar veya bildirme işlevini esas alarak farklılaşır. Halbuki şiirde dilin inşaî işlevi bütün açıklığı ile ortaya çıkar. Haber verilen ya da bildirilen gerçekliği şairin öznelliği araçlığı ile yeniden inşa edildiğinde gerçeklikle farklı bir karşılaşma imkanı doğar.  İşte şiirin gerçeklikle ilişkisini ortaya çıkarmaya çalışan bir sanat kuramına bu sebeple ihtiyaç duymaktayız. Çünkü Yunus’un şiir dili yapısalcılıktan yansıtmaya;,  tarihsel eleştiriden ve sosyal kurama kadar  sanatçı ya da muhatabı merkeze alan nazariyeler ışığında okumaya elvermez.  Şiir gerçekliğin varlık aynasındaki yansımalarını bildirmekle yetinmez,  öznenin  kendi  varlığının gerçekliğini  inşa etme çabasıdır.  Yunus Emre'nin şiir kuramı, şairin öznel dünyası ile nesnel dünyası  arasındaki ilişki kurarak açıklanamaz,  bu ikisinin dışında bir nazariyata işaret eder. Şiir öznel ve nesnel gerçekliğin aşılması ve hakikatin doğrudan tecrübesine ulaştıran bir yoldur.

Her şey zıddı ile kaimdir şeklindeki  yanlış ifadenin doğrusu “her şey zıddı ile anlaşılır” olmalıdır. Bu yanlış ifade belki de çağdaş Batı felsefesinin etkisiyle ortaya çıkan “diyalektik” kavramının izlerini taşır.  Oysa çift kutupluluk lafızlar arasında görülür, varlıkta değil.  Lafızlar arasındaki zıtlığın ortaya çıkması için bu ikisi dışında bir zemine ihtiyaç vardır. Eğer mana düzeyinde bu zıtlığın aşılması murat edilirse, bunun mahalli insan zihni olamaz. Bu zemin  varlığın kendi  hakikatidir.  Batı kaynaklı edebiyat eleştiri kuramları bu zemini “ insan zihninde”  ya da duygularında aradığı için, zıtlığı tek yönlü olarak aşmayı denemekte ve sonuçta kutuplardan birini yıkarak çıkış yolu aramaktadır.  

Bu bildiride Yunus Emre’nin şiirlerinin dayandığı düşünce zemini zıt kutupları yıkma değil onları dönüştürme ve aşma, yeni bir varlık ve hakikat alanına taşıma anlayışından beslendiği örnekleriyle gösterilecektir.  Yunus şiirini anlamaya yarayacak bir uygun bir kuramsal çerçeve kurulursa, onun  varlık-yokluk, sonlu- sonsuz, muvakkat-edebi, iman-küfür, insan-hayvan, ölüm-dirim, iyi-kötü, ben-öteki gibi kavramsal zıtlıkları karşı karşıya getirerek değil  bunları aşan bir mana zemininde, Hakikat ve Varlıkta birleştiren bir tecrübeye davet olduğu ortaya çıkacaktır. 

    RETORİK, TESAVVUF VE BEŞERÎLİĞİN KESİŞME NOKTASINDAKİ ŞAİR: YUNUS EMRE

                                                                                                                    Namık AÇIKGÖZ*

 

 

Bütün şiirlerde olduğu gibi, Yunus Emre geleneğindeki şiirler de, çoklu okumaya uygun şiirlerdir. Özellikle, Yunus Emre gibi bir gelenek ve zihniyet ekolünün başlatıcısı şiirlerde, çoklu  okuma zaten şarttır.

Gelenek başlatan şiirler, salt edebiyat açısından okunabileceği gibi, sosyal dönem yansıması, dil tarihi, tasavvufî sembollerin kullanımı, şiirlerde işlenen beşerî duygular açısından da incelebilir ve hatta bu açılardan incelenmesi şarttır. Hele medeniyet dairesi değiştiren toplumlarda, meydana gelen değişmelerin nabzının tutulabilmesi için, bu tür metinlere baş vurmak şarttır.

Yunus Emre şiirlerinde, Türkçe’nin 13. yüzyılda kazandığı retorik zenginliği görmek mümkündür. Kelimelerin sembolik değeri ve yüklenen anlam kıymeti, kelimelerin sessel ve anlamsal ilişkisi ve her kelimenin şiir dilinde yer alabilme kabiliyeti açısından Yunus Emre şiirleri son derece zengin bir metinler dizisidir.

Yunus Emre şiirleri, Türklerin tasavvuf dünyasındaki ilk lirik şiir örneklerindendir. Yesevî geleneğinin didaktik boyutu, Batı Türkçesinde Yunus Emre ile aşılıp lirik dile dönüşmüştür ve bu dönüşümde tasavvuf zihniyeti, dili ve sembolleri de önemli roller üstlenmiştir.

Edebî ve tasavvufî açıdan zengin bir görünüm arz eden Yunus Emre şiirlerinde insani duygu zenginliği de dikkatleri çeker. Bu şiirlerde, üzülen, kahrolan, merhamet eden, hayran olan, vefalı olan, ye’se kapılan ve mutlak bir sevgiye teslim olan son derce geniş bir duygu skalası vardır. Fakat Yunus Emre şiirlerinde en fazla işlenen duygu acıma, merhamet ve hüzündür. Bu duygular, şiirlerde bir arınma vesilesi olarak kullanılır.

Anahtar kelimeler: Yunus Emre, şiir, retorik, tasavvuf, beşerî duygular 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YUNUS EMRE VE ABAY KUNANBAYULI ŞİİRLERİNDE MANEVİ-HUMANİZM DÜŞÜNCELERİ

                                                                                                     ZHANAT AIMUKHAMBET*

Ahlak, insanlık Türk halkları şiirinde daima güncel konlardan biridir. Türk halklarının kültürel anlayışının temeli de ahlaktır. Türk halkının büyük şairi, Türk edebiyatınmda büyük bir yere sahip Yunus Emre'nin şiirleri Türk şiirinde yeni bir geleneğin başlangıcı olarak manevi değerlere önem veren şiirlerdir. Ahmet Yesevi fikirlerindeki manevi prensipler Yunus Emre'nin şiirsel-felsefi anlayışında da karşımıza çıkmaktadır. İyilik, sevgi gibi duyguları kendi şiirlerinde ele alan Yunus Emre Türk şiir yapısının temelini oluşturan önemli şahsiyetlerdendir.

Kazak maneviyatında Abay - Kazak şiirinin temeli ise. Yunus Emre de estetik etkisi büyük, anlamı derin, şiirsel içeriği özel şiirleri ile tanınmıştır. Yunus Emre’nin “sevmek”, "sevilmek" düşünceleri Kazak şairi Abay’ın “tüm insanları sev kardeşim diye” düşüncesiyle aynıdır. Yunus Emre şiirlerindeki manevi meseleler ile Abay’ın dünya görüşündeki ahlak, iyilik meseleleri - Türk şiirinin esas temelidir.

Tanrı’yı sevmek, ona ibadet etmek, günahlardan, kötülüklerden uzak durmak, canın ebediliği - Yunus Emre şiirlerinde Türklük geleneğe uygun bir şekilde söz edilirse. Abay şiirlerinde de aynı şekilde yer almaktadır. Yunus Emre'nin “can ölmez” felsefi anlayışı Abay'da ise "ölürse ölür doğa, insan ölmez" şeklindedir..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KOSOVA TEKKELERİNDE YUNUS EMRE’NİN İZLERİ

                                                                                                     GONCA KUZAY DEMİR*

11. yüzyılda Orta Asya’da kuruculuğunu Hoca Ahmet Yesevi’nin yaptığı tasavvufî halk şiiri geleneği, 13.-14. yüzyılda Anadolu’da Yunus Emre ve onun takipçileri tarafından devam ettirilmiştir. Halk düşüncesiyle yoğrulmuş tasavvufî fikirleri, sevgi odaklı birleştirici düşünceleri ve güçlü şiir yeteneği, Türk-İslam tasavvufunun güçlü sesi olan Yunus Emre’nin yaşadığı dönemden itibaren günümüze kadar takipçilerinin olmasını sağlamıştır. Geniş bir kitle tarafından sahiplenilmesi, Yunus Emre hakkında doğum yerinden hayat hikâyesine kadar farklı bilgilere ulaşmamıza ve Yunus Emre’ye atfedilen şiirlerin çoğalmasına neden olmuştur.

Günümüzde tarikatların faaliyetlerini etkin bir şekilde sürdürdüğü Kosova’da, tekkelerde haftalık zikirler ve sohbetler düzenli olarak devam etmektedir. Tekkelerde icra edilen şiirlerin büyük çoğunluğu Anadolu ve Balkanlarda ön plana çıkmış ünlü mutasavvıf şairlere aittir. Bu topraklarda yetişen dervişler; Yunus Emre başta olmak üzere, Seyyid Nesimi, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Niyazi-i Mısrî, Eşrefoğlu Rumî, Murtaza Sukutî Baba, Üsküplü Sırrî gibi Anadolu’da ve Balkanlarda ün yapmış mutasavvıf şairlerin şiirlerini icra etmektedir. Ayrıca bu şairlerin şiirlerine tekkelere ait mecmua ve ilahî defterlerinde yer verilmektedir. Bu bildiride, Kosova’daki tekkelerde icra edilen ve ilahî mecmualarında yer verilen Yunus Emre şiirleri üzerinde durulacaktır. Yunus Emre’ye ait olan veya ona atfedilen şiirler belirlenecek, şiirlerinde vermiş olduğu mesajlar vasıtasıyla Kosova’da çizilen Yunus Emre kimliği üzerinde durulacaktır. Böylelikle Kosova sahasında sürdürülen tasavvufî şiir geleneği içinde Yunus Emre’nin etkisi ortaya konulmaya çalışılacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                         YUNUS EMRE’DE ESTETİK KÜLTÜREL DEĞERLER

                                                                                                     AYŞE İLKER*

             

Yunus Emre, üzerinde çalışma ve inceleme yapıldıkça derinleşen bir bilge ozandır. Çağının problemlerini, bu problemlere bulunabilecek hal çarelerini ve kendi döneminde yaşayan fertlerin manevi ve ruhi donanımlarını şiirlerinde işleyen Yunus Emre, bazı dizelerinde son derece incelikli özgün, estetik söylemler geliştirmiştir. Estetik, genel olarak  “güzel, iyi, hoş olan”  anlamlarıyla ele alınmaktadır. Bildiride, Yunus Emre’nin;  olumsuzlukları, eksiklikleri, hataları ve yanlışlıkları söylerken çok ince ve duyarlı bir üslup geliştirmesi üzerinde durularak, örnekler üzerinden “estetik kültürel değerler” ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YUNUS EMRE'NİN ESERLERİ - TÜRKMEN DİLİNİN TARİHÎ KAYNAĞI

                                                                                                 Doç.Dr.Maral TAGANOVA*

Her bir miılletimillet seviyesine yükselten varlıkların biri onun ana dilidir, yanı milleti millet yapan milletin dilidir.Her bır millet, ancak kendi dilinin tarihiile birlikte öğrenmek suretiyle, kendi geçmişineen iyi şekilde işik tutabilir.

Türkmen dili diğer Türki diller arasında en zengin eski dil kaynaklarına sahip dillerin biri sayılıyor. Onlaryn yardemiyla Türkmen tarihini daha derin öğrenmek mümkün. Bu kadar yazı kaynaklaryna Yunus Emrenin’de eserleri örnek gösterilebilir.

Yazı kaynakların büyük önem taşıdığını, her bir yazı kaynagı derin araştırıldıgında daha iyi anlaşılmaktadır. Söz gelimi, Yunus Emre'nın eserlerine baş vurmak olar.  Bu büyük şairin eserleri ögrenilende, Türkmen dilinin tarihine ait paha picilmez çok dil kaynaklarına rastlamak mümkün. Konferansda Yunus Emre'nin eserlerinde fıllerınkullanılışına inceleme yapmayı maksat ediler.

Yunus Emre'nin şiirlerinde rastlanan bazı fiil şekilleri:

  1. Zamanların genellikle üç şekili yanıbelirli gecmiş, genişvegelecekzamanrastlanır.
  2. Zamanı belli olmayan şekillerden Yunus Emre'nin şiirlerinde şart, emir kipleri kullanılıyor.

Az sayılı örnekler, Yunus Emre'nin eserlerinin kıymetli tarihi dil kaynağı olduğunu ispat ediyor.

 

Anahtar Kelimeler:

Yunus Emre,  Türkmen dili, kaynaklar, dilin tarihi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YUNUS EMRE'DE İMAN ve KÜFÜR KAVRAMLARIYLA OLUŞMUŞ BİRLEŞİK YAPILAR

                                                                                                                           Serpil ERSÖZ*

 

Yunus Emre Türk edebiyatının önemli şairlerinden biridir. Yapılan son araştırmalar onun 1240/41 ve 1320/21 yılları arasında yaşadığını söylemektedir. Divan’ı ve Risaletü’-Nushiye adlı iki eseri günümüze kadar ulaşmıştır. Bu eserlerdeki dil, Eski Anadolu Türkçesi olarak da adlandırılan Batı Türkçesinin oluşumunda önemli bir rol oynamıştır. 

Aynı zamanda bir mutasavvıf olan Yunus, düşüncelerini halka aktarabilmek için eserlerinde oldukça yalın ve sade bir dil kullanmıştır. Bu eserlerde Yunus Emre’nin  pek çok kavramı birbiriyle zıtlık içinde ele aldığını ve bu zıtlıklardan yararlanarak daha etkili bir anlatıma ulaştığı görülmektedir. "İman" ve "küfür" kavramları Yunus'un aynı beyitlerde zıtlık olarak kullandığı kavramlardandır. Yunus, bu kavramları dönemine özgü ve belki de yalnızca kendine has söyleyişlerle yeni deyim kalıplarına koymuştur.

Bildiride, hem Türkçenin hem de Arapça ve Farsçanın birleşik oluşturma yollarıyla kurulmuş  "küfr tonu", "dinüm imanum", "din ü iman"," iman tayagı", "küfr ile safalaşmak", "imanı yağmaya vermek", “küfr ü iman" gibi yapılar kavram alanı  ve anlamsal bakımdan incelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Yunus Emre, İman, Küfür, Anlam Alanı, Birleşik Yapılar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“TAŞDUN YİNE DELİ GÖNÜL SULAR GİBİ ÇAGLAR MISIN”

ŞİİRİNDE “BEN, SEN, O, BİZ”İN İZDÜŞÜMÜNDE İMGESEL SÖYLEM

 

                                                                                                                 Ümral DEVECİ*  

 

Yunus Emre’nin “Taşdun yine deli gönül, sular gibi çağlar mısın” şiirinde  “ben, sen o, biz” çerçevesinde imgelerin karşıtlığından söz etmek mümkündür.

 Şiirde dillendirilen “ben” egodur. Yunus Emre, tüm insanlara ait egoyu ve bu egonun insan üzerindeki etkisini kendi üzerinden somutlaştırarak anlatır. Ego, ulaşmak istediği en son hedefi imler ve ona ulaşmak için elinden geleni yapmak ister, bütün engelleri somut olarak görünür kılar ve onları aşmak ister amacı ‘o’na ya da hedefe ulaşmak ve sahip olmaktır. Şiir de “sen” diye seslenilen ise egoya karşı duran her şeydir; yani “sen” hem Yunus’un deli gönlü, kanlı gözyaşı, bağrı, düşleri hem de tabiattaki bulutlar, dağlar, çağlayan sulardır, “o” ise özlenen, aranılan sevgilidir. Yunus’un bu şiirinde “ben” yani ego, “o”na ulaşmak (Sevgili, Allah) için gönlüyle ve hayalinin yarattığı tabiat güçlerinin imgeleştirilmiş iz düşümüyle çatışır. Oysa “ben (ego)” aşıldığında aslında “sen” de ortadan kalkacak ve “o” da yakınlaşacak “biz” olacaktır.

Şiir, bütün olarak dikkate alındığından anlatılan Yunus’un kendi kendiyle bir iç hesaplaşmasıdır. Bu bağlamda “Esridi Yûnus'un cânı yoldayım illerüm kanı Yûnus düşde gördi seni sayru mısın saglar mısın” beyitinde sağ mı hasta mı olduğu merak edilen de aslında “Yunus’un esriyen canı”dır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YUNUS EMRE’NİN “DÎVÂN VE RİSÂLETÜ'N NUSHİYYE”SİNDEKİ “ŞEKER”                                         METAFORUNDAN HAREKETLE YUNUS EMRE'DE HAKİKAT ANLAYIŞI

                                                                                                               Fidan UĞUR ÇERİKAN*

 

   Metafor; bir düşünceyi, olguyu veya nesneyi bildiğimiz şeylerin özeliklerini kullanarak tarif etmek ve açıklamak için çeşitli kültür, edebiyat, din, mistik inanç, felsefi düşünce sistemleri vb. alanlarda kullanılan zihinsel bir araçtır. Yunus Emre'nin “Dîvân”ında ve “Risâletü'n Nushiyye”sindeki dizelerde geçen “şeker” de geniş kapsamlı bir metafordur.

Şeker içün degül sözümün ucı/ Ne yidüğüm bilür ma'ni bilici.” ve “Bu dünya şekkerine benzemez ol/ Sebildir cümleye anda şeker bol.” dizelerinde maddeden manaya ulaşma yolunu ifade için “şeker” metaforu kullanılmıştır. Aslında bu metafor; Allah'a ulaşma yolunda manâ, tevhîd, tehlîl ve ibâdet şeklindeki çalışmayı; beraberinde insana hizmetle beşeri olandan “Hakikat”e ulaşmayı anlatmaktadır. Hakikatin kaynağı ise özümüzdür. Özün kötülüğü ve iyiliği nefisle alakalıdır. Dizelerdeki “şeker” metaforu da genellikle “manâ şekeri” anlamında kullanılmıştır ki bu anlam; nefsin Allah'a ulaşma yolunda istenen kıvama gelmesidir. “Şekerin tadı” da bu yoldaki vuslattan duyulacak zevki karşılamaktadır.

  Çalışmanın amacı; Yunus Emre'nin “Dîvân”ında ve “Risâletü'n Nushiyye”sindeki dizelerde “şeker” metaforunun hangi anlamları karşılamak için kullanıldığını tespit etmektir. Diğer bir amaç da; Yunus Emre'ninTasavvuf anlayışından hareketle insanın dünya nimetlerinden nefsini arındırarak “Fenafillah”a ulaşmasının; dolayısıyla “Hakikat”i kavramasının nasıl ifade edildiğini ve günümüzde bu anlayışın karşılığının nasıl olduğunu ortaya koymayı hedeflemektedir. Söz konusu hedeflere ulaşmada ise “Metin merkezli” ve “İşlevsel”  halk bilimi yöntemlerinden yararlanılmıştır.  

 

 

Anahtar KelimelerYunus Emre, Dîvân, Risâletü'n Nushiyye, Şeker Metaforu, Hakikat.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

RİSALETÜ’N-NUSHİYYE’DE KATILIK EYLE- BİRLEŞİK FİİLİ ÜZERİNE

DİLBİLİMSEL BİR İNCELEME

 

                                                                                                         Betül BÜLBÜL OĞUZ*

 

Yunus Emre, Batı Türkçesinin kuruluşunda önemli rol oynamış en önemli isimlerden biridir. Divan ve Risaletü’n-Nushiyye isimli eserlerinde kullandığı dil ve söz varlığı; Türkçe’nin Anadolu sahasındaki gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. 13. Yüzyıl sonu ve 14. Yüzyıl başında yaşadığı bilinen Yunus Emre’nin eserlerinde,  halkın kullandığı duru yapıya yer vermeyi tercih etmesi,  Türk dili incelemecileri için söz konusu eserleri ayrıca önemli kılmaktadır.

Bu çalışmada da Yunus Emre’nin iki eserinden biri olan; manzum olarak kaleme alınmış, 600 beyit içeren ve didaktik bir nasihatname olarak kabul edilen Risaletü’n-Nushiyye’de geçen “katılık eyle-“ birleşik fiili ele alınacaktır.

katılık eyle-“ birleşik fiilinde geçen “katı” sözcüğü, Türkçe’nin en eski kelimelerinden biridir. “katı” kelimesinin Orhun yazıtlarından beri takip edebildiğimiz bir kullanımı söz konusudur.  Sözcüğün tespit edilen ilk yazılı kullanımı; Költigin yazıtında “katıġdı tıñla” biçimindedir. Bu noktada, “katı” kelimesinin Risaletü’n-Nushiyye’de “katılık eyle-“ birleşik yapısında hem olumlu hem de olumsuz anlamlarda kullanılması; semantik açıdan ilgi çekicidir.

Bu sebeple; bu bildiride “katılık eyle-“ birleşik yapısından hareketle, “kat,  katı, katıg…” sözcükleri; Ferdinand de Saussure’ün ortaya koyduğu, yapısal dilbilim yöntemi ile ele alınacaktır. Bu ele almada, söz konusu sözcüklerin morfolojik ve semantik değişimleri art zamanlı olarak incelenecektir. Ayrıca, Risaletü’n-Nushiyye’nin yazıldığı dönemde kaleme alınmış diğer eserlerde de  “katı” kelimesinin ve bu kelime bağlamında oluşturulan birleşik fiillerin ele alınması ile eş zamanlı bakış açısı kullanılacaktır.

 

Anahtar Kelimeler: Yunus Emre, Birleşik Fiil, Yapısal Dilbilim, Art Zaman, Eş Zaman

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YUNUS EMRE VE ABAY KUNANBAYULI ŞİİRLERİNDE İNSAN VE İNSANİYET MESELELERİ

                                                                                                                                 KARLYGASH SAREKENOVA*

 

Anadolu sahasında Yunus Emre, Kazak sahasında Abay Kunanbayulı sadece kendileri yaşadığı toprakların değil, bütün Türk halkları için manevi değerleri çok önemli şahsiyetlerdir. Her ikisi de hem şair, hem de düşünürdür. İnsanı diğer varlıklardan ayıran ve onu diğer varlıklardan üstün kılan en büyük özelliği, şüphesiz aklı ve aklı sayesinde elde ettiği ilmidir. Yunus Emre şiirlerini incelediğimizde “insanın zaman içinde etkin bir biçimde dağılan, yokluğa dönüşen bir varlık olduğunu” görmek mümkündür. Abay da ise “beden canın bir kılıfa girebilmesi için gereklidir ve bedensiz can kendisinin varoluşunu sürdüremez. Can ve bedene akıl eklendiği zaman ancak insan varolmaktadır”.

Söz konusu şairlerimiz kendi eserlerinde sadece “insan ol” demiyor, aynı anda "insan olmanın” yollarını da söylüyorlar. İnsan olmanın yolu da Aristoteles ve el-Farabi’nin dediği gibi istek, akıl ve yürek’ten geçmektedir. Söz konusu çalışmamızda yaşadığı topraklar ve zamanların farklılığına bakmaksızın aynı düşünceyi, aynı fikri, aynı arzuyu paylaşan iki düşünürümüzün şiirlerini incelemiş bulunmaktayız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                         YUNUS EMRE’NİN DÎVÂNINDA DİL ÖZELLİKLERİ

 

                                                                                                                  Nevnihal BAYAR*

 

Yunus Emre, yaşadığı dönemde Oğuzca’ya dayalı Anadolu Türkçesi’nin bir yazı dili olarak teşekkülüne hizmet etmiş ve böylece Türkçe’nin edebî bir dil hâline gelmesinde en büyük rolü oynamıştır. Gerçi Yunus Emre, bu edebî dilin gelişmesinde tek başına değildir. Mevlâna, Ahmed Fakih, Şeyyad Hamza gibi şâirler, Sultan Veled, Dehhâni, Gülşehrî, Hoca Mesud, Âşık Paşa gibi şahsiyetlerin de Anadolu’da gelişmeye başlayana bu yazı dilinin kuruluşunda büyük emekleri olmuştur.

Türkçe, Mevlâna ve Sultan Veled’in eserlerinde bazı kelime ve beyitlerden ibaret dağınık ifadeler şeklinde kendini göstermektedir. Daha sonra gelen Ahmed Fakih, Şeyyad Hamza, Gülşehrî ve Âşık Paşa ise eserlerini Anadolu halkını dinî yönden aydınlatmak amacıyla yazdıklarından şiirleri didaktik bir nitelik taşır. Bu bakımdan onların eserleri, sanat değeri bakımından Yunus’un söyleyişindeki güce ve sanat inceliğine erişmemişlerdir. Yunus Emre’nin Türkçesi taşıdığı Oğuzca özellikler, gramer şekilleri, kelime kadrosu ve ifade gücü bakımından çok daha üstün bir seviyededir. Bu bakımdan yeni edebî dilin meydana gelişinde en büyük hizmeti Yunus Emre görmüştür, diyebiliriz. Onun elinde Anadolu Türkçesi yüksek bir ifade gücü kazanmıştır. Bunda Yunus Emre’nin millî dile olan sevgi ve bağlılığının da payı büyüktür.

Yunus Emre’nin eserlerinde kullandığı dil, zamanında herkesin konuştuğu dildir. O, inancı, yaşama şekli, dünya görüşü vb. bakımından Anadolu insanının bir parçasıdır. Dolayısıyla yaşayan dilde var olan ve halkın rahatça anlayıp kullandığı pek çok Arapça, Farsça kelime de Yunus Emre tarafından kullanılmıştır. Ancak o, bu kelimeleri asıllarında olduğu gibi alıp kullanmamış, onları halkın konuştuğu Türkçe’nin şekil ve ses âhengine uygun hâle getirmiştir. Başka bir deyişle Türkçeleştirmiştir.

Çalışmamızda Yunus Emre’nin Divanındaki şiirleri esas alınarak yukarıda bahsedilen konular çerçevesinde dil incelemesi yapılacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                 YUNUS EMRE’DE BİLGİ KAVRAMININ ANLAM KATMANLARI

                                                                                                        MUSTAFA ÖZÇELİK*

 

Yunus Emre’nin en çok bilinen şiirlerinden biri de  bilginin önemi konusunda bir örnek metin olarak okunan “İlim ilim bilmektir/İlim kendini bilmektir” mısralarıyla başlayan şiiridir. Yunus Emre’nin bu şiiri de pek çok şiiri gibi anlam katmanlarına nüfuz etmeden sadece zahiriyle ele alındığı ve üzerinde yeterince tefekkür edilmediği yapılan yorumlardan rahatlıkla anlaşılmaktadır. Bu şiirde ana kavram, elbette ilim yani bilgidir. Fakat, Yunus bu kavramı açıklarken “bilmeyi” sadece kitabi bilgileri öğrenmek şeklinde tanımlamamakta, buna “kendini bilmek”, “Hakk’ı bilmek”, “Elif’i bilmek” en sonunda da “gönüle girmek” kavramlarını da eklemektedir. İşte bu şiir bu kavramları da içine alacak şekilde okunup anlaşıldığında karşımıza bütün zenginliğiyle bir “bilgi felsefesi” çıktığı görülecektir. Bu, oldukça önemlidir. Zira modern zamanların bilgi algılamaları bu zenginliğin çok gerisindedir. Bilime pozitif bir anlam yüklendiği için bugün bilgi denildiğinde bu şiirin sadece birinci mısrasında kalınmakta diğer tarafına geçilememektedir. Bu yüzden Yunus Emre’nin bilgi anlayışını günümüzün idrakine taşımak, bizi hem pozitivist anlayışın esaretinden kurtaracak hem de yaratılış gerçeğimize uygun bir bilgi ile karşılaştırarak hayat seyrimize bir istikamet çizecektir.

Anahtar kelimeler:

Yunus Emre, bilgi, irfan, gönül

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YUNUS EMRE YARADICILIGINDA YUXU ARXETIPI

                                                                                                           Feride VELIYEVA*      

Təbii ki, yuxu yalnız sırf fizioloji, psixoloji hadisə olmayıb, bu və ya digər şəkildə etnik şüurun, etnik mədəniyyətin, özünüdərketmənin, minillər sınaqdan çıxmış milli-estetik müşahidələrin məhsuludur. Buna görə də yuxu ilkin olaraq şifahi xalq ədəbiyyatında, daha sonralar isə həm də yazılı ədəbiyyatda təkcə süjet yaradan, süjet xəttinə təkan verən element kimi deyil, eyni zamanda, xalq inamının bədii təzahürü kimi də maraqlıdır. Yuxunun bədii yaradıcılıqda, daha çox isə türk xalqlarının şifahi ədəbiyyatında bu qədər geniş yer almasının, bütövlükdə yuxu üzərində qurulan nağılların yaranmasının səbəblərindən biri də əslində real olmayan bu zaman kəsimində insanın arzularının gerçəkləşməsi imkanından və fitrətən xoşbəxtliyə, səadətə can atan bəşər övladının o anı yaşamağa ehtiyac hiss etməsindən irəli gəlir.  

Yuxu arxetipinə müraciət hallarına XIII-XV əsrlər anadilli türk lirikasında da tez-tez təsadüf edirik. Əlbəttə, yuxu arxetipi geniş süjetli epik əsərlərin ümumi kompozisiya və süjet quruluşunda oynadığı rolu (qəhrəmanın gələcək sevgilisini əvvəlcə yuxuda görüb onun (yəni, əslində öz gələcəyinin, bəxtinin) arxasınca getməsi və bununla də taleyinin müəyyənləşməsi; gələcəkdə baş verəcək təhlükənin əvvəlcə yuxuda xüsusi işarələrlə xəbər verilməsi və s.) lirikada ifa edə bilmir. Bununla belə, lirikada da daha çox aşiqin arzularının, sevgilisi ilə bağlı ümidlərinin bədii ifadəsi zamanı yuxu elementindən istifadə olunur. XIII-XV əsrlər türk şeirinin Yunus Əmrə, Qazi Bürhanəddin, Necati və b. kimi klassiklərinin yaradıcılğında yuxu arxetipinin maraqlı işlənmə məqamları ilə qarşılaşırıq.

 

 

Anahtar kelimeler:  yuxu, rəmz, etnik-mifoloji yaddaş, dini inanclar, bədii əsər, ədəbi vasitə.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

         YUNUS EMRE’NIN “BENEM/BENÜM” REDIFLI ŞIIRLERINDE TEKRARLAR

                                                                                                                   Gürol PEHLİVAN*     

Edebî eserlerin yapılarına bakıldığında, biçimsel açıdan düzgün oldukları görülür. Edebî eserlerde ve özellikle şiirde bu düzgünlüğü sağlayan üç öğe olduğu görülmektedir: Paralel yapılar, tekrarlar (yinelemeler), sapmalar. Bunlardan tekrarlar, şiirde anlatım biçimlerinin birbiri peşi sıra kullanılmasıdır. Dar açıdan bakıldığında tekrarlar, bir kimsenin dili kullanışındaki yetersizliği gösterirse de şiirde yinelemeler, manzum yapıları oluşturan temel öğelerin belli başlılarındandır. Edebî eserlerde estetik bir güzellik meydana getirmek, çağrışımlar yaratmak, anlamları ve kavramları pekiştirmek için kullanılan tekrarlar; sesbilgisel, biçimbirimsel, sözdizimsel, anlambilimsel, metinsel olmak üzere beş gruba ayrılır.

Yunus Emre’nin şiirleri içinde “benem/benüm” redifli olanlar ayrı bir grup oluşturmaktadır. Öncelikle vahdet-i vücûd anlayışının en heyecanlı anlatımına yer veren bu şiirler, daha çok devriyye türündedir. Devriyyelerde devir nazariyesinin esasları verilmektedir. Çok sayıda devriyyesi olan Yunus Emre, bu konuda Türk edebiyatının en velût şairleri arasındadır. Tebliğimizde bu şiirlerdeki tekrar türleri tespit edilerek, şiirlerin anlatımlarına yaptıkları katkılar incelenecektir.

Anahtar kelimeler: Yunus Emre, stilistik, tekrar (yineleme), redif, devriyye.